Takriben sekiz-on yıl kadar önce başladı düşük bel modası. Sevdik, giydik.
Dönem içinde genç olmuş bütün kadınların bel çevresinde şirinlik muskası birer ‘can simitleri’ var artık. Önceleri annelerimizin ”O düşük bel pantolonlardan oluyor belin öyle, yağlar fışkırıyor. Çek şunu azıcık yukarıya evladım.” Uyarılarını dikkate almasak da, sonradan sonraya ”Acaba anacığım haklı olabilir mi” sorusu da beynimizi kurcalamadı değil.
Velhasılı artık belimizi götümüze bağlayan yerlerimiz kalın. Bizler düşük bel modası kurbanı zavallı kalın belli kadınlarız. Peki şimdilerde baş gösteren yüksek bel modası nedir? Siz bize kafayı yedirtmeye mi çalışıyorsunuz sevgili gay modacılar. Ben belimde adeta ördekli can simidimle nasıl gömleğimi pantolonumun içine sokacağım. Manyak mısınız siz.
O yağlar fışkırdı bi kere. Nasıl sıkıştıracağım ben onları yüksek bel eteğimin içine. ”Anaa, karıya bak götü ne biçim” demeyecekler mi. Akranlarım benlen alay etmeyecekler mi. Bu sene içinde iyice moda olduktan sonra hele. Sıfır beden çiyanlar incecik götleriyle -yüksek yüksek- tepelere ev kuracaklar. Biz ne bok yiyeceğiz peki.
Ha unutmadan, o Lady Gaga ayakkabıları nedir. Korkuyorum arkadaşlar ben o ayakkabılardan. sokakta birinde görsem, ayağına köpek giymiş falan sanarım. Ayakkabı biraz daha büyüse konuşmaya başlayacak yani. Öyle ayakkabı olmaz. Lütfen.
Şarkı da nasıl alakasız. Vizeler de bi yandan üstüme üstüme geliyor zaten.
Böyle modanın amına koyayım ben ya.
Biz küçükken, yani şu an sizin -genç- dediğiniz 13-18 arası yaşlardayken, punk vardı, hardcore vardı.
Şimdi size bakıyorum da, benim şu yaşımda dinlediğim bayık indie’lerle, bunalım post rock’larla büyüyor, trip-hop’larla kafa oluyorsunuz. Yapmayın.
Tamam ‘aşığız, ergeniz, duygusalız, ölüyoruz’ falan ama ifadenin onlarca çeşidi var.
Dünya üzerinde böyle beyaz tenli, kumral, kırmızı dudaklı adamlar olduğu sürece, hele de ben içlerinden en yakışıklı olanı canım istediği zaman öpebiliyorsam, hayat bana güzelli arkadaşım yani tamam uzatmayayım.
Özleme aşamasında, onun belirgin özelliklerini andıran bütün başka erkekleri ya da kadınları umarsızca sevgilimize benzetişlerimiz ne olacak yahu?
- ”Ayy, o da aynı böyle kaşını kaldırırdı.”
+ Bütün insanlar kaşlarını kaldırabiliyorlar lan. Ahah.
”Hava yine kapalı amuhagoyim yea” şeklinde yersiz serzenişlerimizin son bulduğu ve balkanlardan gelen soğuk hava dalgasına boyun eğdiğimiz şu boktan günlerde ben istiyorum ki balkanlardan sıcak bir dalgayla parmak uçlarınıza değeyim, hepimiz çılgınlar gibi dans edelim.
Uzmanlara göre dans ederken insanın ‘nehtnapeb’ kasları çalışır ve bu da bir nevi mutluluk hormonu salgılayamaz çünkü bunu şu an ben uyduruyorum zira ‘nehtnapeb’ sadece önümde duran bepanthen kremin tersten yazılışı. Ama bu dans etmemize engel mi, tabi ki değil. Hohah.
Şimdi elinizdeki mouse’u yavaşça bırakıp ayağa kalkıyorsunuz. Yandan yandan, ufak adımlarla. Dudaklar ısırılmaya başlanıyor şimdi. Evet hazır mıyız, eller havaya! İlk omuz hareketi geliyor, geldi. Şimdi sıra kalçalarda. Kafamız hafif yana eğik. Kollar kıpır kıpır. Ay ay ay diyerekten böyle. Bakıyorum ben burdan, hani göbek hani. Çıkı çıkı çıkı. Bilekten döndür. Döndür o bilekten. Hadi gençler. Oturmaya mı geldik.
Noluyo olm bana.
Aslında felsefemiz şu; ”Elbette herkese inan, lakin kimseye güvenme.”
Özellikle de kendine. En çok kendini kandıracaksın. Biliyorsun.
Bu şarkıda seviş mesela. Çünkü seksi bir ritim, duygu yüklü liriklerin mütemadiyen önüne geçer.
-Alt metin diye bir şey olmadığını düşünsene.
Eski sevgiliyle aynı okulda okumanın en kötü yanı; eski sevgiliyle aynı okulda okumaktır.
Okula dönmüş.
Aynı bina içinde sürekli karşılaşmamaya çabalayacak olmamız, izleyenleri epey eğlendirecek gibi görünüyor.
Fak.
Day 2.
Zaman kavramı konusunda biraz esnek ol. Yaşarken, nasıl geçtiğini bile anlayamadığın yıllar su gibi akıyor.
Beklerken geçirdiğin bir hafta, neden sekiz gün olmasın ki?
Day 1.
Zamanın slow motion aktığı ender anlar vardır. Biraz dikkatli bakarsan, havayı somut halde görebilirsin. Ve ses dalgalarını. Vücudun uyuşmaya başlar, kolların. Lakin kalbin her zamankinden daha hızlı atmaktadır. Ağzından fırlayıp duvara çarparak parçalarına ayrılacakmış gibi. Sen yerinden kıpırdayamazken, seken kanlar adeta bir şelale gibi yüzünü yıkayacakmış, organların çıkacak bir delik bulsa, seni sonsuza kadar terk edeceklermiş gibi.
Her geçen saniye adım adım sona yaklaştığını hissedersin. Ancak bu son kesinlikle bir bitiş değil, bilakis her şeyin başlangıcıdır.
Bu halet-i ruhiyeye halk arasında; ”God Is An Astronaut” denir.
Yaşadığım şehirde bazen ısınabilmek için, insan saçması olmayan bir halde dans etmek gerekebiliyor. Bu şarkıyı her dinlediğimde çılgınlar gibi gülüyorum. Sanırım işe yarıyor.
Ve Ankara’lı arkadaşımız Ais söylüyor.
-Bana da bi fırt ver.